15 Mayıs 2015 Cuma

PROF. DR.ENDER BERKER'İN TAVSİYELERİYLE SİZ VE AİLENİZ İÇİN DOĞRU EGZERSİZ SEÇİMLERİ

Prof.Dr. Ender Berker Kimdir ?
1938 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Türkiye'de Fizik Tedavi Rehabilitasyon  biliminin kurucusu Ord. Prof. Dr.Osman Cevdet Çubukçu'dur. Liseyi Robert Kolej' de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tıp eğitimini tamamladı.1964-1969 yılları arasında Fizik Tedavi Rehabilitasyon ihtisasını bitirdi. 1978 yılında profesör  ünvanını aldı. Halen Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesinde görev yapmaktadır.

Kendisi ile 2001 yılında hastası olma sıfatıyla tanıştım. Randevu saatimi 1 saat geçtiği  halde bekleme salonunda sıkılarak oturuyordum, henüz içeri alınmamıştım. Benden önceki randevu sahibi bayan da hala bekliyordu ve içeri giremediği için oldukça sinirliydi. Derken muayeneye alındı, yaklaşık 45 dakika sonra dışarı çıkarken, yüzünde güller açıyordu. Kendisiyle  büyük bir ihtimamla  ilgilenilmiş, tepeden tırnağa muayene edilmişti.Beklediğine  kesinlikle değdiğini söyleyerek ödemesini yaptı ve mutlu mesut ayrıldı.
İçeri birazda merak ederek girdim.Kesinlikle ilgi, şevkat ve bilgiyle harmanlanmış bir muayene geçirdim. Ender Hanım (tam anlamıyla) tepeden tırnağa muayene etti, sonrasında egzersizlerimi önerdi.En önemlisi ameliyat öncesi çekilen  MR'ıma bakarak- bel fıtığı ameliyatımı çok yerinde bulduğunu söyledi . 
Bu beni çok rahatlatmıştı çünkü bazen çevremin de etkisi ile keşke ameliyat olmasaydım dediğim oluyordu. Önerdiği egzersizleri ev ortamımda yaparak tekrar sağlığıma kavuştum. O zamandan beri çevremde kim ortopedi konusunda sorun yaşasa mutlaka Ender Hanımın adını veririm.
*****
Nuriye Uslu--Hocam, sizi tanıyor, güveniyor ve çok seviyorum. İstiyorum ki sizin tedavinizi almamış olanlar  için de  bu söyleşi bir ışık olsun.
Uygun görürseniz çok genel bir soru ile başlayalım, sağlıklı bir iskelet kas sistemi için neler yapmalıyız ?
Prof. Ender Berker-Benim için en önemli şey artık egzersiz. Daha önce Amerikan toplumunda görülen obeziteyi artık görmeye başladık. Bizim toplumumuz böyle değildi.Belki yüksek gelirli kesimde bunu çok görmüyorsun ama, gidin bir AVM' ye , yemek katına çıkın herkes o junk food denilen,  kısa sürede pişen hamburgerler, patates, gazozlu içecekler tüketiyor. Ben inanamadım gördüklerime. Herkes o kadar hareketsiz ki... Arabası varsa, evinin önüne kadar arabasıyla gidiyor. Kimse yürümek istemiyor.
Amerikan toplumunda obezite  bu denli  tehlike arz edince -orada (ACSM) American College of Sports Medicine vardır- baya sözü geçen bir birlik. Amerikan hükümet yönetime bir öneri listesi verdi. Diyor ki; aktif olmamak ,inaktivite kalp hastalığından daha tehlikelidir, sigara içmekten, alkolden daha tehlikelidir. Kolestrol ve hipertansiyondan daha öldürücüdür.
Hakikatten Amerikan toplmuna bakıca durum çok ürkütücüdür. Saatlerce elinde bira, patates tv karşısında, çoluk çocuk böyleler.
N.U-Şekerli abur cubur çok tüketiliyor.
Prof.E.B.-Şekeri bol bazı içecekler bağımlılık yapıyor, ondan vazgeçemez hale geliniyor. Hele bir de içinde  mısır şurubu şekeri varsa (HFCS) doyamıyor, içtikçe içmek istiyorsunuz.O nedenle bizim toplumumuza da  Radyo,TV,Gazete artık  neyle olursa anlatılması, sık sık hatırlatılması lazım.
Hala çok yavaş adımlar atılıyor.Mesele, sadece sofradan sağlık bakanlığı emriyle tuzu kaldırmak değil. Mesele halka dengeli beslenmeyi anlatmak , bizim doğal gıdamızı hatırlatmak. Gidin pazara dünyanın her yerinden daha ucuz meyve, sebze bulursunuz. Yeter ki pişir. Taze ve yeşil gıda bizde o kadar güzel tüketilir ki. Her şekilde pişirebilirsin,haşlaması, çiğ olarak yiyebilirsin, kıymalısı ,zeytin yağlı...Burda geçenlerde  bir konuşmam vardı.”Egzersizlere Genel Bakış “adıyla  , ancak yalnız fizik tedavi personeline verilen , kendi iç eğitimimiz. Orada dedim ki,en azından buraya tedavi için gelen sağlıklı ,sağlıksız herkese egzersizin önemini anlatalım, bıkmadan usanmadan anlatalım.Biraz önce çıkan hasta da aynı grupdan... Bana gülüyorlar "ya 90 kg. ve 150 cm.boyundaki bir insana ne anlatabilirsin ?", diyorlar. Hayır , anlatırsın, herkese bunun önemini anlatırsın.
N.U.- Hele bir de gençse....
Prof.E.B.-Eğer genç ise ve sosyal aktivitesi yüksek ise , onlara sor her birinin bir pilates hocası vardır. Ama inanın ben burda sayısız plates yaralanması gördüm. Çünkü herkes kendine" ben  pilatesçiyim "diyor. Herkes" spor bilmem nesiyim" diyor. Herkes spor eğitim var diye eğitmenlik sertifika alıyor. Verilen egzersize bakıyorsun gözlerim faltaşı gibi açılıyor.Gelen hastalara, hareketleri doğru şekilde yaptırıp,doğrusunu  öğretiyorum . Neden bunun böyle yapıldığını öğretmeye çalışıyorum. Hareketleri doğru yapmak en önemli .

N.U.-Bebeklik döneminden başlarsak, bazı çocuk doktorları , sağlıklı bebeklere bazı egzersizler veriyorlar . Bu gerekli mi ?
Prof.E.B.- Hayır, doktor öncelikle bebeği doğal gelişiminde izleyecek. Örneğin bebek 6 ayda oturabilmeli, oturamıyorsa o zaman olabilir. Çocuk 9 ay geçti emekliyemiyor, bu chart' lar var zaten. İlk ayağa kalktı, tutunuyor ve sıralıyamıyor veya çabuk düşüyor. O zaman tamam. düşüyorsa … Ama bunu anne zaten gözler . Bırakacaksın çocuk fizyolojik gelişimini yapsın. Egzersizin orada hiçbir faydası yok, ancak anomali görürsen . Ruslar çok yapıyor bunu …
N.U.-Aileler artık çocuklarının spor yapmasını çok önemsiyor ve doğru şekilde yönlendirmeye çalışıyorlar. Ama mutlaka her dönemi için farklı spor dalları vardır mutlaka. Çocukluk dönemi için hangi spor dallarını önerirsiniz ?  
Prof.Dr.E.B.- Bazı sporlar küçük çocuklar için uygun değil, örneğin kort tenisi... Ama yüzme 4 yaşından itibaren başlanabilir.Hatta daha da küçükken.Yüzme bence sporların en iyisidir. Benim iki torunum da 4 yaşında yüzmeye başladı. Ama malesef çocuklar yüzmeyi antremanlı spor olarak pek sevmiyorlar. Çünkü eğlencesi yok yüzmenin. Bir kulvarda gidiyor geliyor, gidiyor, geliyor...Hocası bağırıyor bir yandan, yok bacağını, yok kolunu düzelt, diye. Ama sağlıklı gelişim için.en iyisi yüzme,  3-4 yaşında başlaması iyi olur.

N.U.-Kort tenisi için uygun yaş sizce ne olmalı ?
Prof.E.B.-Yaşının 10 larda olması lazım. 10 yaşından evvel rakete hızlı vurabilmek ,backhand &forehand vurmak...Çocuk topa raketle vuracak , hem koşacak hem de güçlü vuracak. Bu hareketleri bu yaştan evvel iyi koordine edemiyor.
N.U.-Oğlumun gittiği tenis kulübünde 6- 7 yaşlarında 
çocukları görüyorum.
Prof.E.B.-Evet vardır ama ben doğru bulmuyorum.
N.U-Özellikle erkek çocuklarının daha birinci sınıfta basketbola başlatıldığını görüyoruz.
Prof.E.B.-O sporlarda özellikle bizim o high impact dediğimiz hareketler var. Tenis çok high impact olamayabilir ama , basketbol ve futbol öyle. Yani büyük darbeli sporlar bunlar. Futbol oynayanlarda yan eklemine darbe geldiği durumda, orada bir büyüme kıkırdağı var, onu parçalıyor. Büyüme kıkırdağı uygunsuz büyüyor ve orada kemiksel bir çıkıntı oluyor. Basketbolda da çok topuk üzerinde zıpladığı için topuktaki büyüme kıkırdağını bozabiliyor.
N.U.-Ben çocuğun arada sırada oynamasının ötesinde , düzenli gidilen antremanlar bazında soruyorum size. Yoksa çocuk evinin önünde oynar değil mi hocam ?
Prof.E.B.-O kadar her çocuk oynar tabi.
N.U.-Önerdiğiniz başlama yaşı nedir ?
Prof.E.B.-9- 10 yaş sonrası .
N.U.- Masa tenisi için ne dersiniz ?
Prof.E.B.-Pinpon güzeldir, çocuk el-göz koordinasyonunu ve hızlı hareket etmeyi öğrenir , geliştirir. Masa tenisi her yaşta oynanabilir , yaşı yoktur.
N.U.-Çocukları yürümeye başlar başlamaz ortopedik ve çok da pahallı ayakkabıları giydirme eğilimi var. Bilirsiniz belki, bir ayakkabı mağazası var, genelde çok da pahallı olan İspanyol ayakkabıları satıyorlar. Bizim büyük oğlana ilk yürümeye başladından itibaren, 7 yaşına kadar  bu ayakkabılardan giydirdik. Şimdi 13 yaşında ve içe basarak yürüyor. Acaba diyorum giydirmeseydim çok daha mı kötü olacaktı. Yoksa hiçbir işe yaramadı mı ?
Prof. E.B.-Bizim düşüncemiz , 5 yaşına kadar çocuğu serbest bırakmak.Çocuklar zaten 2,5 – 3 yaşlarına kadar düz tabandır. Taban ondan sonra gelişiyor . Deniliyor ki çocuğu kumda yürütün,çıplak ayak yürütün ki ayak kasları mecbur kalsın çalışmaya ,kendini güçlendirmeye. Ama çocuk şişman olur, çocuk genetik olarak bilirsiniz ki ailesinin tamamı düztabandır,  genetik olarak paytak basan anne ve babası vardır. En önemlisi çocuğu 2,5 yaşından itibaren büyürken, boyu ve kilosunu büyürken yürümesini düzenli kontrol etmek. Burda 2,5 yaşını geçti bakıyorsunuz çocuk paytak paytak basıyor, işte o zaman iç port'u destekli bir pabucu gidip bir ortopedistle konuşup almak lazım.
N.U-Biz böyle bir şey yapmadık, gittik mağazadan, oradaki görevlinin yönlendirmesine göre aldık. 
N.U.-Genç kız ve erkeklerde ergenlik dönemi ve sonrasında bazı duruş bozuklukları oluşur bilirsiniz. Bizlerin döneminde hafif kambur duruş çok yaygındı hatırlarım . Biz anne babalar “evladım düzgün dur “ uyarılarının dışında nasıl yardımcı olabiliriz.
Prof.E.B.-Dik dur demekle olmuyor. Mümkünse bir egzersiz  barı  edineceksiniz, kendilerini çekip bırakacakları bir bar sistemi iyi olur. Kendilerini bir süre asılı tutup bırakmak çok hoşlarına gider. Bir diğeri de, kitap okurken yüzüstü dümdüz uzanmalarını sağlamak . Şu bilgisayarlar çocukların bütün postürünü bozmaya başladı. Mutlaka ergonomik bir çalışma alanı olması lazım. Klavyenin biraz yukarda durduğu bir sistem. Benim torunlarım da Ipad ile benzer sorunu yaşıyorlar.
Terabantlar vardır renk renk, lastik çekmek çocuk ve gençlerin hoşuna gidebileceği bir uğraştır. Çektikçe sır kaslarını çalıştırır çünkü.
N.U.- Trafikte uzun zaman araba kullanma artık büyük şehirde yaşayanların gerçeği ve çok da bunaltıcı. Vücudumuz kilitleniyor adeta. Eve dönünce, rahatlamak için yapabilecekleri vücut egzersizleri var mıdır önerebileceğiniz ?
Prof.E.B.-Germe egzersizleri öneririm. Yatıyor ve bütün extramitelerini geriyor, 5-10 saniye tutuyor, bırakıyor. Tekrar geriyor 5- 10 saniye tutuyor bırakıyor. Bacaklar için bunu yapıyor. Ondan sonra yapabilirse , tabi evde herşey müsaitse,sakin bir köşede şöyle birşey yapabilir. Rahatça yatıyor, gözünü kapatıyor, yavaş yavaş ayak parmaklarını düşünerek şimdi bunlar havada yüzüyor, şimdi dizlerim havada yüzüyor,yavaş yavaş yukarıya doğru geliyor. Ve beyninde hiçbirşey kalmıyor. Ondan sonra tekrar ayak parmaklarını hareketle başlatıyor, aynı şekilde bütün diğer eklemlerine hareke geçme konutu vererek en yukarıya kadar yükseliyor ve kalkıp oturuyor.
N.U.-Ne güzelmiş ama yapması pek kolay değil gibi... Şöyle düz yatılacak değil mi ?
Prof.E.B.-Yok alışıyorsun buna , ben yapıyorum. Düz rahat yatacaksın, başlayacaksın yavaş yavaş düşünmeye , ayak parmaklarım yok, dizlerim yok, omuzlarım yok vs... Düşünceyle beyin onları silmeye başlıyor. Ondan sonra geri dönüyor, yok olanı hareket ettirmeye başlıyor. Beyin tekrar hatırlamaya başlıyor. Aşağıdan yukarı yok ediyor, sonra yeniden aşağıdan yukarı var ediyor. O kadar basit yapıyorsun ki bunu alıştıktan sonra , 10 – 15 dakikada bitiriyorsun. Tabii etrafta koşuşan çoluk çocuk olmayacak, sakin ortam lazım.
N.U.-Yürüyüş bandı zararlı mı ?
Prof.E.B.-Yürüme bandında yürüdüğün zaman, veya dışarıda yürüdüğün zaman ne yapıyorsun ?
Aerobik egzersiz yapıyorsun , bu ne demek... Vücudunu her bir kilosu için her bir dakika kullanılan oksijen miktarını arttırıyorsun. Daha iyi oksijen kullanı
yor vücudun , nerede kullanıyor, kasın enerjisinde kullanılıyor. Kasın daha aktif çalışıyor, daha güçleniyor, onun için de yürümek her alanda tavsiye ediliyor. Her yaştaki kişi için minumum yürüme günde yarım saat en az. Bantta tabii bizim maksimum kalp atışı dedidiğimiz bir şey var. Maksimum kalp atışı 120 den yaşını çıkarıyorsun, ne çıkarsa o senin maksimum kalp atımın olmalı. Nabız en fazla %75 varmalı yürürken.
N.U.-Ben yürüyüş bandında 50 dakika yürümeye çalışıyordum …
Prof. E.B.-50 dakika fazla bile. 5 .level hızda 30 dakika yeter zaten. Deniyor ki yarım saat yürüyeceksen haftada 5 gün, 45- 50 dakika yürüyeceksen haftada 3 gün . Yani bu şekilde ayarlanabilir. Hergün yürürsen bir zararı olmaz. Ama size olmaz, kalp hastası bir insana aynı şeyi söyleyemezsiniz.
N.U-Kalitesiz yürüme bandı konusunda ne dersiniz ?
Prof.E.B.-Yürüme bandı sakatlamaz ,yürüyüş esnasında kullandığı teknikten dolayı sakatlanma olabilir.Tutup da up hill veya down hill yürüyorsa sakatlanabilir.
N.U.-Bazı meslek gruplarında yaptıkları işe bağlı gelişen eklem ve kas hastalıkları oluyor. Bu kişiler için önleyici ve rahatlatıcı egzersizler vardır mutlaka . Bu konuda neler söylersiniz ?
Prof.E.B.-Yani uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan doğan ağrılar var. Bunu en fazla diş hekimlerinde, kuaförlerde görüyoruz, onlarda en fazla Skolyoz oluyor. Ağır taşımak bir risk faktörü, kimlerde görürsün, yük taşıyıcılarında , yerine göre garsonlarda görürsün. Bunlar için dayanıklılık endurus egzersizleri vardır. Bu bir kasın taşıyabileceği maksimum yükün %50 sini bir kere değil, 50 kere yaptırmak. Ne oluyor kas, o işi yorulmadan yapmayı öğreniyor.Bu dayanıklılık demek, güç demek değil. Endurus  tekrar ederek, yorulmadan yapabilmek demek. Bunu yaptırıyoruz,şöyle yaptırıyoruz, bir yük alıyorsun kasa veriyorsun, 10 kere kaldırıyor ve ah diyor hasta . Bu yükün %25- %50 si ile başlıyor ve 10 kere 20 kere tekrarlıyor. Her hafta ölçüyorsun, bakıyorsun maksimumu yükselmiş. Baya iyi geliyor.
N.U.-Sağlıkçılar bedenlerini eknomik kullanmak için bu egzersizleri yapıyorlardır herhalde …
Prof.E.B.-İnşallah yapıyorlardır.
N.U.-Sıradan birinin mesleğine bağlı böyle şikayetleri varsa ne yapsın ?
Prof.E.B.- İyi bir egzersiz hocasından yardım alabilir. Bu konuda dikkatli olunması lazım. Benim kızımın omzu ağrıdı ,  adam hala extensione diyor. Yapma kızım diyorum, ağrılı dokuya dokunamazsın, bekleyeceksin iyileşsin diye. Bu bilgisayarlar ve telefonlar çıktıktan sonra,hastalık kavramları değişti.Hani o çene ve omuz arasına telefonun yerleştirilerek konuşulması, sürekli elde taşınması filan... Onlara reputative travma veya occupational deseases deniyor. Bunlar yeni kavramlar, böyle bir hastalık yoktu eskiden. Modern hayatın getirdiği , çok klavye kullananlar, sinir sıkışması yaşıyorlar. Gerekirse cerrahi müdahale yapılıyor ama ben çok sevmiyorum cerrahi müdahaleyi. Atel kullandırtarak ile tedavi ediliyor. Çalışırlarken ,işlerini  yaparken atel kullanmaları gerekiyor.

N.U.- Bir tıp otoritesi olarak sizin Türkiye'deki tıp eğitimi hakkında ne düşündüğünüzü sormak isterim.
Prof.E.B.-Bunu sorma , çok kötü gidiyor. Yani çok iyileri var , çok kötüleri de var. Ben 3 senedir Koç Tıp' da ders veriyorum, bu kadar akıllı öğrenciyi bir arada görmedim.Başka türlü bir demokrasi var. Ders sonunda , yani dönem sonunda bizim için öğrencilere soruluyor. Dersin içeriğini , hocayı,beğenip beğenmedikleri araştırılıyor.Değerlendirilip , sonuçlar bize iletiliyor.Hepsi pırıl pırıl ingilizce konuşuyorlar. Başka türlü bilgisayar kullanıyorlar. Başka bir özel üniversiteye gidiyorsun, fecat. Niye böyle ?
N.U.- Hocam sizin kaliteli , çok akıllı öğrenci olarak nitelendirdiğiniz grubun geldiği okul Koç Lisesi veya onun düzeyindeki bir başka lise...
Prof.E.B.-Yanlız onlarda değil, Anadolu'dan gelenler de var.
N.U.-Anadolu'nun iyi okulları muhtemelen. 
Prof.E.B.-Üniversiteler kötü dediğin zaman eğitimi liseye ve ortaya indereceksin. İndereceksin ki, ne olduğuna orada bakacaksın , üniversitede değil.Önce aşağıdan başlatacaksın. Şu anda görüyorsunuz YGS başarısını %11 'e indi. Matematikte %4 . Yanı sıfır demek bu , bu kadar kötü bir eğitim olamaz.Bu eğitimin suçu, çocukların değil.Olamaz böyle şey , biz kendi çocuğumuzu önceden eğitimini iyi bildiğimiz ve beğendiğimiz ( bir okulun adını telfuz ediyor) okuldan almak durumunda kaldıysak, bir sebebi var da aldık... Anne ve babanın eğitim durumu çok önemli.Oturup da başında ders çalıştırmıyor ama takip ediyor. Bitiriyor, getiriyor anneni önüne koyuyor. Yaptırmıyor ama yalnız kontrol ediyor. Okuldan geliyorlar, meyvelerini yiyip derslerinin başına oturuyorlar.Önce ders bitecek, öyle programları yapıldı. Programı aksatırlarsa sevdikleri bir aktiviteyi yapamıyorlar.

N.U.- Hocam son olarak sağlıklı bir kişinin gün bazında yapması gereken , kilosunu koruması için  yeterli olacak  egzersiz  nasıl olmalıdır ? Ne tavsiye edersiniz ?
-Yalnızca yürümek , ama haftanın 5 günü günde 30 dakika ile 45 dakika arasında yürümek. Diğer 2 gün içinde ,başka büyük gruplara yönelik endurus(dayanıklılık) egzersizleri, plates gibi .... Örneğin bisiklet olabilir. Erkekler için halı saha futbol maçları olabilir, germe egzersizleri olabilir. Ancak zayıflamak da  isteniyorsa , hiçbir şekilde sadece egzersiz ile zayıflanmıyor.Yemesine içmesine de dikkat edecek. Aksi taktirde zayıflayamaz. Günde 6 dilim baklava yerse artık başka birşey yiyemez. Kalorinin miktarı önemli., çünkü 2000 kalori , artı bu egzersizler. Egzersiz kiloyu korumak için yetiyor zaten.

15 Mart 2015 Pazar

BEĞENDİLİ KUZU İNCİK


Malzemeler (4 Kişilik)(*)
4 adet kuzu incik ( Eğer incikler çok büyükse 3 adet, toplamda aşağı yukarı 1 kg  yeterlidir.)
1 adet kabak
1 adet havuç
1 adet küçük kuru soğan
1 yemek kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı tepeleme un
2 lt su
yarım çay bardağı sıvıyağ (tercihen zeytinyağı)
10 adet tane karabiber
4  adet defne yaprağı
tuz

beğendi için
3 adet orta boy bostan patlıcanı
2 kahve fincanı rendelenmiş kaşar peyniri (50 gr.)
1/4 çay bardağı sıvıyağ (tercihen zeytinyağ)
1 adet küçük kuru soğan
1 kahve fincanı süt
1 yemek kaşığı (silme) un
tuz
(*) Misafir sayısına göre malzeme miktarlarını katlandırabilirsiniz.
Hazırlanışı
  1. İncikler yıkanır, büyükçe bir tencerenin içine konur , kaynamaya alınır.
  2. Oluşan köpükler bir kaşık yardımı ile alınır.
  3. İçine 4'e bölünmüş kuru soğan, tane karabiber, tuz, defne yaprakları ve irice doğranmış havuç ve kabaklar konur. Yaklaşık 2 saat kaynamaya bırakılır.
  4. Pişmiş hale gelen incikler bir kaba alınır. Haşlama suyu süzülür ve posası ( kabak ,soğan,havuç,defne yaprakları, karabiber ) atılır. İstenirse bu sebzeler de garnitür olarak yenebilir.
  5. Beğendi için patlıcanlar fırında veya ocak üzerinde közlenir. Kabukları düzgünce soyulur ve kesme tahtası üzerinde bir bıçakla püre haline gelinceye kadar kıyılır, bir kaba alınarak üzeri örtülür.
  6. Beğendi için ayrılan soğan çok ince kıyılır, sıvı yağda pembeleştirilir.
  7. Beğendi için ayrılan un ilave edilir ve tahta kaşık ile karıştırılır.
  8. Süt ilave edilir, koyulaşıncaya kadar, yaklaşık 2 dakika karıştırılır. Kıyılmış patlıcanlar ilave edilir, çabukça karıştırılır ve rendelenmiş kaşar peyniri de ilave edilir. Peynir eridikten sonra beğendi ocaktan alınır. Sıcak olarak muhafaza edilir.
  9. Ayrı bir tencereye yarım çay bardağı sıvıyağ ve un konur, karıştırılarak kavrulur. Salça ilave edilir ve bir dakika kadar yakmadan kavrulur. Süzülmüş et suyu yavaşça ilave edilir, 10- 15 dakika kısık ateşte kaynatılır. Ardından ayrılan incikler ilave edilir ve 5 dakika daha kaynatılır. Ocaktan alınır.
  10. Servis tabağının ortasına bir miktar beğendi konur, üzerine 1 adet incik yerleştirilir. Et suyuyla hazırlanış olan salçalı sostan gezdirilir. Sıcak servis edilir.
Not: Et suyu ile hazırlanmış sosu çorba olarak da zevkle tüketebilirsiniz. Afiyet olsun !

11 Mart 2015 Çarşamba

ŞIKLIĞIYLA GÖZ KAMAŞTIRAN KADININ 100 VAZGEÇİLMEZİ D-E-F harfleri

100 vazgeçilmez listemiz D-E-F harfleriyle başlayan parçalarla devam ediyor. 
Takip edenler gardroplarını bu eğlenceli listenin ışığında gözden geçirip sezon sonu indirimlerinden daha verimli şekilde faydalanabilirler.
19. Denizci Kabanı (Navy Peacoat),
Kökeninde hakikatten bir donanma giysisi olması bu kabanı ilginç kılıyor. Genelde lacivert olmakla beraber koyu yeşil veya siyah da makbul. Kumaşın kaba yünden olması, çift düğmeli ön kısmı ve biraz da üzerinize biraz büyük gelmesi bu kabanın raconudur, lütfen atlamayalım.
DENİZCİ KABANI





20. Deri Pantolon
Asilik, seksilik ve kendine güven... Deri pantolon giymenin kaçınılmaz mesajları. Model alınabilecek havalı çocuklar,
*Jim Morrison
*Angelina Jolie
*Mick Jagger
*Madonna

Elinizin altında şöyle bir deri pantolon bulundurmak ve içine sığabiliyorken arada bir giyip dışarı çıkmak hiç fena olmaz   !


Altın kurallar
  • Üzerinize tam otursun ama çok dar olmasın,
  • En sade modelleri deneyin,
  • Deri montunuzla asla giymeyin, 
diyor yazarımız Nina Garcia.







*****

Çocuksu
21. Desenli Mektup Kağıtları
Ay ne tatlı değil mi ? Kaldı mı böyle kağıt kullanan  ! Ama yine de bir göz atalım.

sihirli




AŞK
 Ama tamamen düşünerek yazılmış bir mektup, eksiksiz cümleler, eksiksiz doğru yazılmış kelimelerle. Ve kağıdın üzerinde zarif bir desen, içeriğini de yansıtan eğlenceli bir şey...

22. Diz Boyu Çizme 
Ancak 1960' lı yıllardan sonra  moda objesi olarak kadınların hayatına giren bir nesne. Bilhassa diz üstü eteklerle iyi görünür . Mini etekle giyilecekse altına opak çorap kullanınız.
Jean Pantolon ile
Dans Çizmeleri


Günümüzde baldırlara kadar çıkan modelleri de yaygın hale geldi.















23. Düz Beyaz Tişört
Nina Garcia diyor ki...
  • Boyun kısmına dikkat edin. Çok yüksek veya çok oyuk olmamalıdır.
  • Asla çok dar bir tişört giymeyin . Hafif bir bolluk olursa daha iyi görünecektir.
  • Takım elbiseni veya herhangi bir şeyin içine giyebilirsiniz.
  • Temel nokta : fazla düşünmeden , üzerinize öylesine geçiriverdiğiniz bir parçadır. Çabasızlık , her kadının cephanesinin bir parçası olmalıdır.
Ben de  Hülya Avşar'ın kendi markası beyaz tişörtlerini çok beğenirim. Sade, şık aynı zamanda kullanışlıdırlar.

24. Egzotik Deri Çanta



Asla modası geçmeyecek üç deri türü; krokodil, yılan ve deve kuşudur.
En önemli özelliği anında lüks bir görünüm kazandırması ve benzersiz olması.
Çünkü her çanta için kullanılan deri parçalarının deseni, çizgileri ve dokusu hiçbir zaman aynı olmaz.
Üzerlerinde hiç logo bulunmaz.
Her sezon kullanılabilirsiniz, hiç eskimezler.







25.Eldiven
Eskiden feminenliğin ve zarafetin simgesi olan eldivenler günümüzde aynı derecede popüler değil. Ancak şık ve duruma uygun eldivenler giyebilen bir kadın, hala gözalıcı bir görüntü yaratır.

26. Eski Bir Konser Tişörtü
En havalısı gerçekten gidilen bir konserden alınmış olandır.

Siz onu ister kotların üzerine giyin isterseniz şık bir takımın içine. En azından konser tişörtünü giydiğiniz grubun en popüler bir iki şarkısını ezbere bilin lütfen.

27.Espadriller
 İşte size temel bir yaz ayakkabısı.

Lise yıllarımda espadril dendimi akan sular dururdu benim için. Ne severdim ! Sarı ve siyah iki çiftini gayet iyi hatırlıyorum.


Şimdi farklı modeller üretiliyor , topuklusu da var topuksuzu da. Bilhassa tatilde yanık ten üzerine şortlarla giyilen dolgu topuklu modeller çok şık ve rahat.
*****
28. Evladiyelik Çanta
  • Chanel 2.55
  • LV Speed
  • Jakie O
  • Birkin
Belki de maaşınızı yatırıp alacağınız ama hiç pişman olmayacağınız  çantalardan bunlar.
Kullandıkça daha iyi görünen , hiç modası geçmeyen belli başlı çantalar onlar.
Sahip oldukları her bir detayın anlamı çok özel.
Örneğin Chanel 2.55 , 
1955 yılının şubat ayında üretilmiş ve bu tarih  modelin adı olmuş. Astarının kahverengi büyüdüğü manastırın uniforma rengiymiş.
Ön kapağındaki fermuarlı göz aşk mektuplarını sakladığı bölmeymiş. Arka tarafındaki kapak ,yedek olarak yanına aldığı parayı koymak için bir bölmeyi barındırıyormuş.
Omuz askılarıda ellerinin serbest kalabilmesini  sağlamak üzere tasarlanmış.


Jakie O Çantası
29.Fermuarlı ve Kapüşonlu Sweatshirt
Fazla söze gerek yok, kullanışlı ve çok sevimli bir parça.

Önemli :
Kapüşonlu sweatshirt'ünüzün üzerinize oturduğundan emin olun. Böylece pasaklı ve demode görünmek yerine düzgün ve şık görünürsünüz.











30.File Çorap
File çoraplar doğru kullanıldığında süper seksi, yanlış kullanıldığında ise son derece bayağı bir görüntü yaratırlar. Bazı kuralları vardır.




  • Doğru file aralığını seçin . File çorabının gözleri yaklaşık 3-6 mm. aralığındadır. Ne kadar küçük olursa  o kadar iyidir.
  • Sofistike kıyafetlerle giyin. Kalem etek veya pantolonun üzerine bir bluz giyin ve ayaklarınıza yakın bir noktada ufak bir miktar file çorabın görünmesine izin verin..
  • Büyük bir bölümünün görünmesine izin vermeyin. Pantolonun bilek kısmından görünen file çorap , mini eteğin altına ve topuklu ayakkabı ile giyilenden daha etkili olacaktır.







31. Frye Koşum Çizmesi 
Yapılan araştırmaya göre 60'ların Amerika'sını temsil eden şeylerden biri de bu Frye  Çizmeleri
Genç kadınların askılı elbiseleriyle , hırkalarıyla, kotlarıyla giydikleri bu çizme, kadının gücünü ve dayanıklılığını temsil eder hale gelmiş. Unutmadan ne kadar eski ve kullanılmış olursa o kadar makbul...

26 Şubat 2015 Perşembe

alldesign 2015 Tasarım Fuarı ve Kar Tatili


Geçen hafta için süper bir aktivite programım vardı.
alldesign 2015  Tasarım fuarına katılacak, dünyanın ve ülkemizin önde gelen tasarımcılarının konuşmalarını dinleyecektim .
Tasarım dünyasına adeta balıklama atlayacak, yepyeni şeyler öğrenecektim.
"Tanrıyı kendine güldürmek istiyorsan plan yap "demişler. Benimki de o hesap, kar yağdı ve fuarın ilk iki gününe katılamadım.
Cumartesi günü, son gün,  gerekli ayarlamaları yaparak kendimi Lütfi Kırdar Kongre Merkezinin Rumeli kapısında içeri sokmayı başardım.
İşte 3. Günden Notlar
Konuşmacıların bazılarını ismen medyadan tanıyor olsamda meslekten olmadığım için sıfır bilgi ve sıfır ön hazırlıkla fuar alanındayım. Her yer  genelde genç ve yaratıcı olmaya  hevesliinsanla dolu.
İnsan konuları hiç bilmeyince , tuhaf ama , daha bir ilgili de olabiliyor. Ben de bütün konuşmaları dinlemeye çalıştım. Sadece kalbimin, gözümün ve az biraz da aklımın rehberliğinde kimi zaman duygulanarak, kimi zamanda " ben niye böyle olamıyorum deyip" kendime kızarak o insanları  dinledim.

Çok değerli  yerli ve yabancı konuşmacı vardı.

Örneğin  Valerio Castelli , Domus Academy , Design Library kurucusu, "Tasarım kültürünün Tasarım İşine Katkısı" konulu bir konuşma sundu.
 Ailesinden oldukça fazla miktarda değerli tasarım ve sanat kitabı kalması nedeniyle kütüphane kurma fikrini aklına gelmiş. Genel olarak  dünya üzerindeki çeşitli sanat okullarıyla, nasıl bir iletişim içinde olduklarını anlattı.
*****
Daniel Libeskind , kendisi fiilen orada olamasa da gönderdiği  30 dakikalık videoda oldukça ilginç mimari görüntü ve açıklamalar yer alıyordu.
Daniel Libeskind
Aktardığı bir anıya göre, önceden tasarlayıp hayata geçirdiği çok özel bir eve  eşiyle birlikte haftasonu geçirmek üzere davet ediliyorlar. Eşi evi ve geçirdikdikleri haftasonundan o kadar memnun kalıyor ki "bizim niye böyle bir evimiz yok Mr. Libeskind" diyerek kendisine çıkışıyor.







*****
Şu bir gerçek ki, her biri  "YAPTIKLARI İŞE AŞIK " ve "  ADANMIŞ " kişiler.
Çok gençken ne olmak istediklerini "anlamayı" başarmış ve  kendilerini o yöne kanalize etmişler. Hakikaten severek, bir gerçek başarma isteğiyle çalışıyorlar.
Yaptıkları işlerin dünya üzerindeki ilerleyişini takip ediyor, ne yapmaları gerektiğini bilerek , o yolda ilerliyorlar.
Tasarımcılar işlerini yaparken, kendilerine has yöntemler geliştirmişler.


KORAY MALHAN
Örneğin Mobilya tasarımcısı Koray Malhan , çocukluğunda başladığı piyanoya geri dönüş yapıyor. Tekrar müzik derslerine başlıyor  ve ürünlerini tasarım sürecinde bunun çok faydasını gördüğünü söylüyor.
Açık İş -Open Work- konusunda anlattıkları özellikle beni çok etkiledi. Açık İş, (anladığım kadarıyla) bitmiş , mevcut  bir eserin, başkası tarafından tekrar üzerinde çalışılması ve farklı bir işlevsellik kazanması olarak tanımlanabilir.





Endüstriyel tasarımcı Can Yalman ,"Tasarımda Tasarım Odaklı Düşünce" " Design Thinking in Design" üzerine bir  konuşma yaptı.
O dönemde üzerinde  çalıştığı konu neyse, günlük hayatını algıda seçicilik durumunda yaşadığını , baktığı her yerde projesiyle ilgili  ipuçları arar halde  olduğunu, söyledi.

Konuşmasında, 2002 yılında Ömer Malaz tarafından kurulmuş, kendisinin de başlangıcından beri estetik  tasarımcılığını yaptığı NUMARINE  adlı lüks yat markası projesinden bahsetti.
52' FLYBRIDGE
 Kensinin de tam bir tekne ve deniz tutkunu olması sebebiyle çok severek çalıştığı bu projenin gelişim detaylarını ve örneklerini aktardı.
*****
Girişim Sohbeti:Katılımcılar

Yeşim Baykal WIPO ( Dünya Fikir Mülkiyeti Organizasyonu )
 Fikirlerin hukuki olarak korunması ile ilgili çalışan bir organizasyon

Oktay Duran Duran&Doğan Matbaa, ArtOnKurucu
Cin fikirli harika bir işadamı. Ambalaj, karton kutu, baskı ve katlaması konusunda dünyaya üst düzey teknolojilerde makineler yapıp satıyorlar. Son olarak yepyeni bir teknolojiyle, pilates eğitmeni damadının danışmanlığında , pilates eğitimi aletleri yapmışlar, ABD ve  dünya piyasasına  girmek üzreler.

İhsan Elgin  Girişim Fabrikası Kurucu Direktörü
Parlak bir fikrininiz varsa bu kişiyle tanışmalısınız.
*****
"Bugünün İnsanlarına  Güncel Çözümler "Sohbeti
Moderatör  G.Mehmet Arda  Tuna Ofis Satış Pazarlama  Bölüm Başkanı
Mathias Seiler Girsberger Holding AG Tasarım ve Pazarlama Bölüm Bşk.
Ozan Sinan Tığlıoğlu Tuna Ofis Tasarım Bölüm Başkanı
Sezgin Aksu  Tuna Ofis "Metis Koleksiyon" Tasarımcısı
*****
Ayrıca programın son kısmında benim katılamadığım "Yatırımcılık Paneli" vardı. 




23 Şubat 2015 Pazartesi

SAYIKLAMALAR ...


Bir süredir hayat daha mı zorlaştı ?
Biraz rahatımız bozuldu değil mi?
Toplumun cerahatini patlattı olaylar...Gerçek bizle tanıştık gibi...
Her güne bir felaket , her güne kötü haber...
Siyasiler ayrı kazan kaynatıyor, toplumsal felaketler bir biri ardına geliyor.
Karın yağması bile , akla mantığa gelmeyecek şekilde bir cana mal oldu.
Aldığı bıçak darbesi nedeniyle hayatının kaybeden rahmetli gazeteci Nuh Köklü ambulansın gelmesini beklerken "ne olur bütün bunlar kötü bir rüya olsun" diye sayıklamış...
Bizler de artık sayıklar duruma geldik.
*****
Insan yaşamın tekerini döndürmeye çalışırken, güzel şeyler de yaşamak  ister.
Peki ama , sen "iyi şeylerini" yaşarken vicdanının sızlamasını ne yapıcan ?
Haberler akıyor, okuyorsun , görüyorsun ...Kulak mı tıkıyacaksın ?
Yok mu farz edicen ?
Çeşit çeşit kanun paketleri geçiyor, bakalım bize nasıl yansıyacak ?
Du bakalım ne olcek , hesabı...
*****
Hep birlikte ,
Düşünelim,
Neler yapılabilir ?
Galiba atılacak adımlardan biri , toplumsal farkındalığın artmasını sağlamak, gerektiğinde çözümün parçası olabilmek, elini taşın altına sokabilmek.
Olaylar sıcakken tepki verip , sonra unutmak kolay ve en kötüsü.
Konuşarak felaketleri önce normalleştirip, sonra olmamış gibi yaşama devam etmek en kötüsü.

Acaba ,başlangıç olarak en yakınlarımızla, eşimiz, dostumuzla, çoluğumuz, çocuğumuzla, daha sonrasını da düşünerek , daha akılcı ve sakin şekilde iletişime girmeye gayret gösterebilir miyiz ?
Yapabilir miyiz ?
Acaba bunlar bize gerçekten verilmiş mi, öğretilmiş mi ?
Yoksa bağırıp çağırmayı mı kolay bulmuşuz ?
Bu konuya bağlı olarak, DEVLET toplum bilimcileriyle  " bilimse, laik, kapsamlı ve uzun vadeli olacak şekilde  " sosyal projeler üretse.

Hemen ve bugün başlansa...
.